Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
İsmet DUMAN
Köşe Yazarı
İsmet DUMAN
 

TUZLAYALIM KOKMASIN!

Son günlerde Prof. Dr. Canan Karatay'ın tuz konusunda ortaya attığı görüş, bilimsel dayanağı olmadığını söyleyen profesör unvanını almış, öğretim görevlilerini adeta ikiye bölmüş durumda. O bilim insanları kendi aralarında tartışa dursun, peki biz ne olacağız. Kim doğruyu söylüyor ve kime inanacağız. Sizin üstünüz, amiriniz ya da ombudsmanınız kim? Söyleyin de ona danışalım.. *** Bu profesör unvanı almış öğretim görevlilerinin farklı farklı üniversitelerde çalıştığını düşünelim ve o üniversitelerde eğitim alan öğrencilerin durumunu kafanızda bir canlandırın. Mezun olan o öğrencilerin öğrendiklerinin hangileri doğru. Zaman gelecek o öğrencilerden akademisyen olmak isteyen idealistler olacaktır. O da zaman gelecek üniversitelerde öğretim görevlisi olacak. Doğruluğu ispatlanmamış ve tartışma konusu bu bilgileri hocalarından öğrendikleri gibi direkt olarak öğrencilerine anlatacak. Ta ki birileri çıkıp da bu sav yanlış diyene kadar nesiller boyu sürüp gidecek.. *** Asıl vahim olan ne biliyor musunuz? Bu tuz meselesi son derece masumane bir argüman. Tıp fakültelerinde aldığı yanlış eğitimi öğrencilerine aktarıp doktor unvanını almış kişilerin hastanelerde görev aldığı sürece, yaptığı yanlış teşhislerin nelere mal olabileceğini düşünün.. *** Mühendislik fakültelerinde aldığı eğitim ile yanlış yaptığı bir binanın akıbetini düşünün. Her ikisini sonucunda gidilecek yer aynı: AİLE KABRİSTANLIĞI... *** Cahilane aklımla, bu yanlışların neden kaynaklandığını teorik olmasa da, pratik yaşamdan ve araştırmalarımdan tahmin edebiliyorum. Avrupa ve Amerika'da konuşlanmış: İngiltere Oxford Üniversitesi, Avusturya Viyana Üniversitesi, İsviçre Zürih Üniversitesi gibi benzeri birçok üniversitelerin AR-GE'lerine ayırdığı bütçeleri tahmin bile edemezsiniz.. *** Haliyle bizim proflar ve bilim adamları kendi araştırmalarından ziyade basına verdikleri beyanların da bu üniversitelerin araştırmalarına sadık kaldıkları sık sık gözlemlenmektedir. Cümleler her birinin aynı ve devamı niteliğinde; ''Avusturya Viyana Üniversitesinin veya İsviçre Zürih Üniversitesinin yaptığı araştırmaların gölgesinde kalarak öğrencilerini ve toplumu bu şekilde bilgilendirirler. Niçin bu yönteme başvurur zira kendi araştırması yoktur. O üniversitelerin araştırması yeterlidir. Biz onlardan iyisini mi bileceğiz. Adamlar araştırmış ve teşhisi koymuş. Araştırmaya ne hacet! Yanlış olacak hali yok ya.. *** Ondan sonra Çin tuzu, Himalaya tuzu, iyotlu tuz tartışması ortaya çıkar. Bu bir münazara konusu değil ki sözlü tartışma ile çözüme kavuşturulsun. Tuz ile uğraşan değerli profesörlerimiz; Nobel Kimya Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar, ünlü Türk bilim adamı kuantum kimyacısı merhum Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ve ABD'de çıkan bir dergiye göre dünyanın en parlak bilim adamları arasına giren 32 yaşındaki Prof. Dr. Aydoğan Özcan gibi niceleri neleri araştırıp o unvanlarını almışlar ve korumuşlar. Sizleri küçümsemek gibi bir niyetim asla olamaz. Ona kapasitem bile yetmez. ***   Ama ne olur biraz daha dikkat ve daha detaycı ve araştırmacı olalım. Her kafadan ayrı bir ses gelirse bizler ne yapalım, hanginize inanalım?
Ekleme Tarihi: 02 Mart 2018 - Cuma

TUZLAYALIM KOKMASIN!

Son günlerde Prof. Dr. Canan Karatay'ın tuz konusunda ortaya attığı görüş, bilimsel dayanağı olmadığını söyleyen profesör unvanını almış, öğretim görevlilerini adeta ikiye bölmüş durumda. O bilim insanları kendi aralarında tartışa dursun, peki biz ne olacağız. Kim doğruyu söylüyor ve kime inanacağız. Sizin üstünüz, amiriniz ya da ombudsmanınız kim? Söyleyin de ona danışalım..
***
Bu profesör unvanı almış öğretim görevlilerinin farklı farklı üniversitelerde çalıştığını düşünelim ve o üniversitelerde eğitim alan öğrencilerin durumunu kafanızda bir canlandırın. Mezun olan o öğrencilerin öğrendiklerinin hangileri doğru. Zaman gelecek o öğrencilerden akademisyen olmak isteyen idealistler olacaktır. O da zaman gelecek üniversitelerde öğretim görevlisi olacak. Doğruluğu ispatlanmamış ve tartışma konusu bu bilgileri hocalarından öğrendikleri gibi direkt olarak öğrencilerine anlatacak. Ta ki birileri çıkıp da bu sav yanlış diyene kadar nesiller boyu sürüp gidecek..
***
Asıl vahim olan ne biliyor musunuz? Bu tuz meselesi son derece masumane bir argüman. Tıp fakültelerinde aldığı yanlış eğitimi öğrencilerine aktarıp doktor unvanını almış kişilerin hastanelerde görev aldığı sürece, yaptığı yanlış teşhislerin nelere mal olabileceğini düşünün..
***
Mühendislik fakültelerinde aldığı eğitim ile yanlış yaptığı bir binanın akıbetini düşünün. Her ikisini sonucunda gidilecek yer aynı: AİLE KABRİSTANLIĞI...
***
Cahilane aklımla, bu yanlışların neden kaynaklandığını teorik olmasa da, pratik yaşamdan ve araştırmalarımdan tahmin edebiliyorum. Avrupa ve Amerika'da konuşlanmış: İngiltere Oxford Üniversitesi, Avusturya Viyana Üniversitesi, İsviçre Zürih Üniversitesi gibi benzeri birçok üniversitelerin AR-GE'lerine ayırdığı bütçeleri tahmin bile edemezsiniz..
***
Haliyle bizim proflar ve bilim adamları kendi araştırmalarından ziyade basına verdikleri beyanların da bu üniversitelerin araştırmalarına sadık kaldıkları sık sık gözlemlenmektedir. Cümleler her birinin aynı ve devamı niteliğinde; ''Avusturya Viyana Üniversitesinin veya İsviçre Zürih Üniversitesinin yaptığı araştırmaların gölgesinde kalarak öğrencilerini ve toplumu bu şekilde bilgilendirirler. Niçin bu yönteme başvurur zira kendi araştırması yoktur. O üniversitelerin araştırması yeterlidir. Biz onlardan iyisini mi bileceğiz. Adamlar araştırmış ve teşhisi koymuş. Araştırmaya ne hacet! Yanlış olacak hali yok ya..
***
Ondan sonra Çin tuzu, Himalaya tuzu, iyotlu tuz tartışması ortaya çıkar. Bu bir münazara konusu değil ki sözlü tartışma ile çözüme kavuşturulsun. Tuz ile uğraşan değerli profesörlerimiz; Nobel Kimya Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar, ünlü Türk bilim adamı kuantum kimyacısı merhum Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ve ABD'de çıkan bir dergiye göre dünyanın en parlak bilim adamları arasına giren 32 yaşındaki Prof. Dr. Aydoğan Özcan gibi niceleri neleri araştırıp o unvanlarını almışlar ve korumuşlar. Sizleri küçümsemek gibi bir niyetim asla olamaz. Ona kapasitem bile yetmez.
***
  Ama ne olur biraz daha dikkat ve daha detaycı ve araştırmacı olalım. Her kafadan ayrı bir ses gelirse bizler ne yapalım, hanginize inanalım?
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve afisgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.

betine giriş betine giriş